|
MUDURNU MAHYALARI
Ve
Beşkavak Meydanı
“Mudurnu Haber internet sitesine 4 Nisan 2011
tarihinde, gönderdiğim; “Mudurnu
Devlet Hastanesi ve Kemal Halil Tanır “
başlıklı yazımda, Mudurnu’da, yapılması
planlanan hastane yerinin “Beşkavak Meydanı”
olarak belirlenmesi ile ilgili olarak şöyle
yazmıştım:
“ …..verilen oylara bakılırsa hastane yeri
olarak seçilen yer maalesef kasabamızın tek düz
alanı olan Beşkavak’ı göstermektedir.
Anlaşılıyor ki, atalarımızdan bizlere miras
kalan, kasabamızın bu tek düzlüğüne, bayram ve
panayır yerimize göz dikilmiştir…”
“...Göynük ve Gerede’de her yıl Eylül ayında
panayırların yapılmakta olduğunu
duydum.Mudurnu’da geleneksel olarak Cuma günleri
yapılan ‘Esnaf Duası’ ile gururlanıp ,televizyon
kanallarına övünerek poz verirken,her yıl Eylül
ayında yapılan panayır geleneğini niçin
kaldırdık?Kime ne zararı vardı?Panayır kurulan
yere hastane yapmak fikrini o zaman mı kafanıza
koymuştunuz?...”
Bu yazıma çok sayıda yorum yapılarak sahip
çıkılmış ve destek verilmişti. Bunlardan birisi
aynen şöyledir:
” Mehrap çayırını mahvedenler, tarihi
Cumhuriyet İlkokulu’nu ve eski Askerlik Şubesi
binasını yıkanları bugün herkes nasıl suçluyor
ve yargılıyorsa, bugün bizler, yarın herkes
Beşkavak sahasını yok edenleri suçlayacak ve
yargılayacaktır…”
Mudurnu’da yeni yapılacak hastane yeri konusu,
kesinlikle siyasi partiler arasında çekişme
konusu haline getirilmemelidir. Siyasi
çekişmeler uğruna ve sadece bir şeyler yaptık
demek için, geleceği düşünmeden karar verenler,
yarınlarda bunun vebalini taşıyamayacaklardır.
11-8-2011 tarihli Köroğlu gazetesinde, Bolu
Belediye Başkanı Alaeddin Yılmaz’ın, yeni
alış veriş merkezinin açılış töreninde yaptığı
konuşmasını okumuştum. Belediye Başkanı bu
konuşmasında şöyle diyordu:
“…Biz daha önce panayır yapıyorduk. Panayır
sosyal ve kültürel bir olguydu. Panayırı
kaldırdık. Panayırı kaldırmayı hiç istemediğim
halde kaldırdım. Belirli kesim insanlarımız
panayır olmasın, dışarıdan adam geliyor, Bolunun
parasını alıp gidiyor dediler. Ben de gelin siz
alın dedim. Ne aldılar, ne dışarıdan kimseyi
getirdiler. Sırf kendi menfaatleri için kalksın
istediler. Ben, tarihten gelen, kültürel bir
panayırı kaldırdığım için hala hicap duyuyorum.
Sıkıntı çekiyorum.”
Bolu Belediye Başkanı’nın bu samimi itirafı
düşündürücü ve ders alınması gereken bir
açıklamadır. Daha dün, Bolu’da şehir merkezine
yakınlığı sebebiyle önemli bir kent içi açık
alan-meydan olarak; panayırlara, sportif
faaliyetlere, kültürel, sanatsal etkinliklere
mekân olan Karaçayır Meydanı’nda; bu gün mevcut
pazar yeri kaldırılmış, yakın geçmişte yapılan
bazı binalar yıkılmış, çevre duvarları
kaldırılarak bu alanda “Gençlik Parkı”
tarzında, sosyal ve kültürel hizmet amaçlı bir
meydan oluşturulması çalışmaları
sürdürülmektedir. Ve bu çalışmalar; hem ders
alınması hem de örnek alınması gereken
çalışmalardır…
Mudurnu Haber İnternet sitesinde, Mudurnu’da
panayır açılışının yapıldığı ve başladığına
ilişkin haberi okuduğumda ne kadar sevindiğimi
tahmin edemezsiniz.
Mudurnu’muzda bir büyük yanlıştan dönüldüğü için
ve Beşkavak Meydanı’nda 27 yıl sonra Mudurnu
Panayırı’nı tekrar canlandırmaya çalıştıkları
için, tüm emeği geçenleri ve Mudurnu Belediye
Başkanı Mehmet İnegöl’ü gönülden kutluyorum.
Umarız Beşkavak Meydanı’nın değeri daha iyi
anlaşılır ve yarınlarda kentimizin önemli bir;
kültürel, sanatsal, ticari, turistik tanıtım vb.
merkezi olarak işlev görür…
“Panayır”,
Osmanlıcada “Mahiye” ya da “Mahya”
dan gelir. Anlamı,” hayat ve canlılık”
demektir. Dilimize zamanla “Mahya” olarak
yerleşmiştir.
Cemiyet halinde yaşamaya mecbur olan insanlar,
ellerindeki malları tanıtmak ve birbirleriyle
değiştirmek için çok eski zamanlardan beri
panayırlar kurarlardı. Eski kavimler
birbirleriyle alış veriş yapmak için belli
yerlerde toplanırlar, getirdikleri malları
değiştirmek suretiyle ihtiyaçlarını
karşılarlardı. Bu kavimler birbirleriyle savaş
halinde olsalar dahi barış yapıp alışverişte
bulunurlardı.
Mudurnu’da Panayır geleneğinin ne zaman
başladığı hakkında tam bir bilgiye sahip
değiliz. Ancak bu geleneğin, çevremizde 16.
yüzyıldan beri devam ettiğine ilişkin bilgilere
rastlamaktayız. 1870 tarihli Kastamonu
Salnamesi’nde; Bolu’da yapılan panayırların
Eylül ayının başlangıcında başlayıp 15 gün
sürdüğü yazmaktadır. Mudurnu ve çevresinde
eskiden, tarım ilkel yöntemlerle yapıldığı için
mahsulün alımı Eylül ayının ortalarını
bulmaktaydı. Bu sebeple köylü mahsulünü
topladıktan sonra kışlık alış verişini yapmak ve
eldeki yetiştirdiği ürününü satmak için panayıra
gitmekteydi. Bu sebeple Mudurnu Panayırı
ekseriya 10 Eylül tarihinde yapılır ve 3-4 gün
sürerdi.
Yolların bozuk, vasıtaların az olduğu 1940-1950’
li yıllarda, iki günde bir defa Bolu’dan gelecek
otobüsü bekler, gelen gazetelerden iki gün
önceki haberleri okurduk. İstanbul’a gitmek için
Göynük yoluyla önce Alifuatpaşa’ya gidilerek
otele yerleşilir, sabaha karşı gelen trenle,
Üsküdar-Harem İskelesi’ne gidilirdi.Gidenler ya
askerdi,yada mal almaya giden esnaf kesimiydi.
Kısacası halkın, köylünün Mudurnu’dan çıkması
zor işti. Bu sebeple panayır bizim için çok
önemliydi.
Naylon kelimesinin yenice telaffuz edildiği bu
yıllarda, İlk naylon ayakkabı ile panayırda
tanışmıştım. Panayırın ya da eski tabiri ile
mahyanın, her Mudurnu’lunun hayatında mutlaka
derin ve silinmez anıları, izleri vardır.
Televizyonun olmadığı, benzeri görsel eğlencenin
evlere girmediği bu yıllarda Panayır denildi mi,
herkesi güzel bir telaş alırdı. Çocuklar
atlıkarıncaya binerler, gençler çadır
tiyatrosunun kapısında “Birsen abla geliyor bel
kıra kıra “şarkısını söyleyen şarkıcı Birsen’i
görmek için birbirlerini çiğnerlerdi. Bazen
şarkıcı kıza abayı yakan ( âşık olan) gençlerin,
panayır sonunda çadır tiyatrosu ile beraber
Nallıhan’a kadar gittikleri bile duyulurdu.
Panayırda, teyzem Saadet Kırkık, manifatura
tezgâhı açar, oğlu Orhan Kırkık’la beraber gece
panayırda yatarlardı. Bazen ben de onlarla
kalmak ve panayırın gece eğlencesini görmek için
anneme nede çok yalvarırdım. Sokak
aydınlatmalarının henüz olmadığı, komşu
gezmelerine gaz yağlı, fitilli el fenerleriyle
gidildiği bu dönemde panayır geceleri ne
kadarda çok ışıltılı olurdu.
Bundan altmış yıl önce babamla birlikte gittiğim
İmamlar Köyü’nde, yaşlı bir kadın, hayatı
boyunca Mudurnu’dan başka hiçbir yer
görmediğini, şehere de(Mudurnu) üç defa Panayır
için gittiğini söylemişti de, ne de çok
üzülmüştüm. Mudurnu’da hayatın gerçeği buydu.
Panayır, tam bir yılın tutkusu olarak merakla
beklenir, hemen ardından bir dahaki panayırın
hesapları yapılırdı. Öyle köyler ve köylüler
vardı ki senede sadece Panayır zamanı Mudurnu’ya
inebilirlerdi.
Bizim geleneklerimizde ilk mahsullerin
tanıtılması, hayvanların teşhir edilmesi
maksadıyla ticari manada yer alan panayır, son
asırda Türk cemiyetinin batı hayranlığı ve
taklitçiliği doğrultusunda; etimolojik ve
sosyolojik yönden yerini festivallere
bırakmıştır. Böylece, ilk mahsullerin teşhiri
olan panayır, günümüzde “Karpuz festivali, kiraz
festivali, üzüm festivali” gibi değişik
isimlerle anılır olmuştur. Vilayetlerimizde ise
bunların yerine çeşitli fuarlar
açılmaktadır.(Giyim, kitap fuarı vs. gibi).
Mudurnu Panayırı’nı gören, gezen tanıdıklarımla
uzun görüşmeler yaptım. Aktarılan bilgilere
göre, en son Mudurnu Panayırı,1984’de
gerçekleşmiş. Dile kolay 27 yıllık bir özlem…
Yine anlatılanlara göre, bu yılki panayır
Beşkavak meydanına sığmamış. Ağaçlar başı
Kahvesi’nin bulunduğu sokak aralarından başlayan
panayır, Beşkavak Köprüsünü geçtikten sonra
meydanla buluşmuş. Köprüden ayrılan bir başka
kol, Askerlik Şubesini takiben rahmetli Çıtır
dayı’nın eski bahçesinin yanına kadar uzanmış.
Hayvan Pazarı da çok zenginmiş ve Mudurnu
köylerinin de panayıra çok yoğun bir ilgisi
olmuş.
27 yıl sonra canlandırılan Mudurnu
Panayırı’nın; gelecek yıllarda daha canlı,
görkemli bir şekilde yaşanacağını umuyoruz.
Gelecek Mudurnu panayırlarında; Mudurnu
esnafının, Mudurnu’daki sivil toplum
kuruluşlarının, turistik işletmelerin, Mudurnu
köylerinin, Mudurnu’daki eğitim kuruluşlarının
vb. satış ve tanıtım stantlarının kurulması
gündeme getirilebilir. Mudurnu kültürünün;
,yazılı, görsel, dijital vb. materyal ve
araçlarla sunulduğu sahnelerin kurulması gündeme
getirilerek, yöresel ve ulusal medya organları
davet edilebilir. Ayrıca bu çalışmalar ve
organizasyon sadece birkaç kurum veya kuruluşun
sırtına yüklenmemeli, bu konuda kenti kucaklayan
bir ön hazırlık ve birliktelik gündeme
getirilmelidir.
Hatta bunu Mudurnu sınırlarının ötesine
taşıyarak,Mudurnulu olup da Mudurnu dışında
yaşayan geniş nüfusun katılımının sağlandığı ve
diğer kentlerdeki hemşerilerimize ait,işyeri ve
kuruluşlarının tanıtım stantlarının da yer
aldığı pek çok proje,organizasyonda ele
alınabilir.
Yine Mudurnu
panayır günleri; daha uygun bir takvime
çekilerek ,bütün Mudurnuluların ve Mudurnu
dostlarının iştiraklerinin sağlandığı
“Mudurnuluların buluşma şenliği” ne
dönüştürülebilir.
Bugün,
Beşkavak Meydanı gibi bir kent içi açık
alanımız olmasaydı; ne 27 yıl sonra yeniden
Mudurnu Panayırı’nı gerçekleştirebilir ve ne de
gelecekte daha etkili,anlamlı ve Mudurnu’muzu
tanıtacak panayırların,şenliklerin,festivallerin
kurgulanması veya hayal edilmesi gibi konular
üzerine konuşup,düşünce üretebilirdik….
Beşkavak
Meydanı’nın; Mudurnu kent kimliği ile
bütünleşmiş tarihsel önemini fark eden, gelecek
dönemlerde kentin kültürel ve sosyal yaşamı için
önemini görebilen ve Beşkavak Meydanı’nı
geçmiş nesillerden devralarak gelecek nesillere
aktarmak bilincine ulaşmış insanlarımızı ve
yeniden Mudurnu Panayırını canlandırma çabası
içinde olanları kutluyorum ve destekliyorum.
Uzun bir aradan
sonra, Mudurnu’da 15 Ekim tarihinde tekrar
başlatılan panayıra, havaların soğuk olmasına
rağmen büyük katılımın olduğu ve halkın çok
memnun olduğu söyleniyor. İnşallah kısır siyasi
düşüncelerle Beşkavak Meydanı’na
hastane yapılmasını isteyenler bu manzarayı
görüp, yanlışlarını fark etmişlerdir.
Panayırımızın yeniden açılma kararını özlemle ve
nostaljik duygularla , içtenlikle destekliyorum.
Panayırın açılması konusunda emeği geçen herkese
tekrar teşekkür ediyorum.
Beşkavak’ta hep birlikte sağlıcakla ,nice,nice
panayırlara …!
GÜRAY ÖNAL
Emekli Emniyet Müdürü
|