|
Mudurnu'nun tarih devirlerini genel hatlarıyla şu dönüm başlıkları altında
ele almak mümkündür.
1- İslamiyet Öncesi
Dönem
2- Selçuklu ve
Anadolu Selçuklu Dönemi
3- Osmanlı Dönemi
a) Kuruluş Dönemi
b) Yükselme Dönemi
c) Duraklama ve
Gerileme Dönemi
4- Kurtuluş Savaşı
Dönemi

Adını Bizans döneminde Bursa Tekfurunun kızı
Moderna'nın ansına yaptırdığı kaleden alan Mudurnu
Bitanya krallığı döneminde yerleşime açılmış 1307
yılında Samsa Çavuş tarafından Osmanlı topraklarına
katılmıştır.
Bolu'ya 51 Km uzaklıkta Abant dağlarının
çevrelediği, birçok tabii güzelliği, gölleri,
ormanları, yaylaları olan Mudurnu halkının geçim
kaynağı ve ekonomist tavukçuluk ile büyük ve
küçükbaş hayvancılığı ve orman ürünlerine dayalı
olduğu, tarihi evleri romatizmal hastalıklara ve
cilt hastalıklarına iyi gelen Babas ve Sarot adlı
kaplıcaları, geçmişten gelen ahilik kültürünün halen
devam ettiği tipik bir Türk kasabasıdır.
Mudurnu batı Karadeniz bölgesinin batısında yer
alır. Yüz ölçümü 1349 km dir. Deniz seviyesinden
yüksekliği 840 metredir. Dünyanın, ülkemizin ve
ilimizin en güzel göllerinden biri olan Abant Gölü
Tatlı suyu/insanı büyüleyen rengi ile ve muhteşem
güzelliğiyle ilçemizin sınırları içinde
bulunmaktadır. Göl çevresinde birçok turistik yer
almaktadır.
İlçe merkezi üç ayrı yönden gelen karayollarının
birleştiği yerde kurulmuştur. İlçenin Bolu'ya
uzaklığı 51 km olup E-l karayolu Nallıhan üzerinden
Ankara'ya 200 km/Akyazı üzerinden Adapazarı'na 100
km dir. İlçede Yıldırım Beyazıt'ın şehzadeliği
zamanında 1382 yılında yapılan tarihi Yıldırım
Beyazıt Külliyesi
(Cami/Medrese/Tekke/zaviye/imarethane ve hamamdan
müteşekkil) ve belli ailelere ait tarihi konaklar
mevcuttur. (Armutçular konağı, Kervanlar konağı
vb,).
İSLAMİYET ÖNCESİ
DÖNEM
Mudurnu
bölgesi Antik dönemlerden bu yana birçok uygarlığın
izlerini taşımakla birlikte, yörede bugüne kadar
Arkeolojik ve Folklorik değerlendirmeler
yapılamadığından net bilgiler elde edememekteyiz.
Mevcut tarihî, kültürel kalıntıların da gerektiği
gibi korunup değerlendirilememesi sonucu var olan
izler de yamanla tahrip olmaktadır.
Geçmiş dönemlerde "Anadolu Trakyası" ve "Bitinya"
adlarıyla anılan. Bursa - İzmit- Bolu bölgesinin
ortasında, önemli ticari ve askerî yolların
kavşağında yer alan Mudurnu'nun tarihini, bu bölge
çerçevesinde ele almak gerekmektedir.
Bitinya bölgesine bilinen ilk yerleşimler, M.Ö. 5000
yıllarında Proto- Hititler, M.Ö. 2000 yıllarında
Hititler tarafından yapılmıştır. Tarihçi "Pline" ve
Coğrafyacı "Strobon"a göre Bitinya'nın ilk ahalisi "Bebris"
ve "Bitinyen - Tiniyen" kavimleridir.
M.Ö. 1200 yıllarında bölge -Trak-Frig" kabilelerinin
istilasına uğrar ve Sakarya nehri havzası, Frigya
ülkesinin siyasî sınırları içine girer. Eskişehir
yakınlarındaki "Gordion" kenti başkent olur. Bugün
halen Mudurnu - Babas Kaplıcası yakınındaki "Gâvur
Evleri" mevkii, Seben - Muşlar kovu vadisi, Seben -
Çeltikderesi vadisi ve Göynük Soğukçam köyü
civarında Firigler'e ait kaya mezarları, oyma kaya
evler ve kitabelere rastlanır. M.Ö. 7. yy.dan
itibaren bölge, tarihte ilk kez parayı kullanan,
Lidya sınırları içersinde yer alır. M.Ö, 546 - 333
yılları arasında Anadolu Pers egemenliğine girer.
Biritanya'da Persler'e bağlı, yarı bağımsız bir
krallık kurulur ve İzmit (Astaküs -Nkomedia) başkent
olur. M.Ö. 333 de Anadolu'ya giren Makedonya
imparatoru İskender'in Bitinya'dan geçerken, Mudurnu
- Sarot kaplıcalarında konakladığı bazı tarihî
kaynaklarda belirtilir. Yarı bağımsız Bitinya
krallığı, 3. Nkomed'in krallığını Romalılara vasiyet
etmesiyle M.Ö. 75 yılında son bulur. Roma Senatosuna
bağlı bir eyalet haline gelen Bitinya halkının Asya
kökenli kavimlerden oluşmasına rağmen yönetici
sınıfları Elen ve Roma kökenli kişilerden oluşur.
Roma imparatorlarının 313 yıllarında Hıristiyanlığı
serbest bırakmasıyla birlikte Bitinya'da Patriklik
ve Piskoposluk düzeyinde yerleşim birimleri kurulur.
Mudurnu civarındaki "Modrene", "Mela", "Kıssaıon"
kentlerinin de (Mudurnu- Asarköy -Göğören)
Piskoposluk düzeyinde yerleşim birimleri olduğunu
Ramsey'in "Anadolu Coğrafyası" adlı kitabından
yararlanarak söyleyebiliriz.
395 yılında Roma İmparatorluğu'nun ikiye
bölünmesiyle, Bitinya Bizans sınırları içinde kalır.
İmparator Theodosius (408 - 450) devrinde Doğu
Bitinya (Onoryat) ve Batı Bitinya (Nefsi Bitinya)
olmak üzere iki idari bölüme ayrılır, bu devirden
sonra bölgeye Cermen, Türk İslav, Arap ve Sasani
akınları yönelir.
1019 yılından itibaren Anadolu'ya yönelen Oğuz
akınları sonrasında Bizans'ın Anadolu yakasındaki
hâkimiyeti iyice azalır. Haçlı seferleri sırasında
Selçuklularca fethedilen bazı toprakların geri
alınması da merkezi otoritenin güçlenmesi sonucunu
doğurmaz. Bölgede feodal beylikler Osmanlı dönemine
kadar hâkimiyetlerini sürdürürler.
SELÇUKLU VE ANADOLU
SELÇUKLU DÖNEMİ

Selçuklu sultanları Tuğrul, Alp Arslan, Melik Şah
doğudan büyük kitleler halinde akın eden göçebe Türk
boylarını, yeni topraklar bulmak, yerleşik hayata
yöneltmek ve Bizans sınırlarında uç güvenliğini
sağlamak amacıyla Batı Anadolu'ya şevketliler. Bu
sayede hem Bizans'ın direnci kırıldı hem de 11.yy.
da Marmara ve Ege kıyılarına kadar uzanan
topraklarda yoğun Türk yerleşimi başladı. Bu
politika ileride Anadolu Selçuklu Devletinin ve Türk
beyliklerinin kurulmasına yol açacaktır. Yine bu
dönemde doğudan gelen Moğol istilası da Batı
Anadolu'daki Türk yerleşimlerini hızlandırır.
1072 - 73 yıllarında Artuk Bey komutasındaki
Selçuklu ordusu, Kapadokya'dan Bolu, İznik, İzmit
bölgesine kadar uzanıp Ayan (Sapanca) gölü önlerinde
Bizanslı asi Ursel'in ordularını bozguna uğratır.
1078 yılında Süleyman Şah İznik'e girerek Üsküdar'a
kadar ilerler. Sakarya, Eskişehir, Mudurnu, Bolu,
İznik civarında Porsuk ve Bozan Beyler komutasındaki
Türk kuvvetleri köy ve şehirlerde ilk Türkmen
yerleşimlerini başlatırlar. 1072 - 1097 tarihleri
arasında bölgedeki Selçuklu egemenliği, I. Haçlı
seferleri ile sona erer ve bölge tekrar Bizans'ın
denetimine girer.
1176 yılında 2. Kılıçarslan, Eskişehir yakınlarında
yapılan Miryokefalon savaşında Bizans ordularını
kesin bir yenilgiye uğratarak Sakarya, Bolu
bölgesine kadar ilerleyişini sürdürür.
Mudurnu ve köylerine, Eskişehir, Sarıcakaya,
Nallıhan yönünden gelen Türkmen akınları, Bolu -
Sakarya yönlerinden gelen Türkmen göçleri ile
kavuşarak yörenin Osmanlı Devleti'nin nüvesini
oluşturan topraklar içinde yer almasına neden olur.
Bugün bile hala bazı yer ve köy adlarının o dönemde
bölgeye yerleşen Türk boyları ve gazilerinin
adlarıyla anılması incelenmeye değer bir konudur.
Alpagut: Yiğitliği ile ünlü eski bir Türk boyunun
adı.
Çepni: Oğuzların Üçoklar koluna bağlı bir Türk boyu
Dodurga: Oğuzların Bozoklar koluna bağlı ongunu
kartal olan boy.
Acemler: Azerbaycan ve İran Türklerine verilen ad.
Kızık Yaylası: Bozoklar’ın bir kolunun yerleştiği
yayla.
Çavuşderesi: Samsa Çavuş'un yerleştiği köy.
Yazılar: Yazır, Yazı adıyla anılan eski bir Türk
boyu.
OSMANLI DEVLETİ
DÖNEMİ
KURULUŞ DEVRİ
Mudurnu,
Osmanlı Devleti'nin çekirdeğini oluşturan
toprakların içinde yer alır. Yöre köylerine,
Selçuklu döneminde başlayan ilk Türkmen yerleşimleri
Ertuğrul Gazi ve Osman Bey dönemlerinde de
yoğunlaşarak devam eder. Ertuğrul Gazi'nin Ankara -
Karacadağ civarından Söğüt taraflarına gelişlerinde,
onunla beraber olan Samsa Çavuş önce İnegöl
dolaylarına yerleşir. Burada Bizans tekfurlarından
rahatsız olup, kalabalık aşireti ve kardeşi Sülemiş
(Sulamış) ile birlikte Mudurnu - Çavuşderesi
mevkiine göçer. 1290 yıllarında bu bölgeyi yurt
edinerek eski ipek yolu güzergâhındaki Mudurnu
Bizans Tekfurluğu kalesini, çevre köylerden askeri
ve ekonomik muhasara altına alır.
Osman Bey 1292 yılında Samsa Çavuş ile birlikte
Sorkun köyleri ve Mudurnu kalesine saldırarak
etraftan bol ganimet toplar. Daha sonraki yıllarda
birçok Osmanlı akınına uğrayan Mudurnu Tekfurluğu
1307 yılında Türk askerî ve siyasi egemenliğine
boyun eğer. Samsa Çavuş da Mudurnu -Göynük -İzmit
bölgesine "Uç Beyi" olarak tayin edilir. 1320
yıllarına kadar bu bölgenin denetimi ve
Türkleştirilmesi görevini Akça Koca ve Konur Alp
adlı gaziler sürdürür.
1333 yıllarında. Mudurnu - Bolu - Kastamonu yolunu
izleyerek Kırım'a giden gezgin İbn-İ Batuta, Mudurnu
- Göynük arasında Türkmen köylerinden geçtiğini, Ahi
tekkeleri etrafında örgütlenmiş, canlı bir ekonomik
merkez görünümündeki Türk şehri Mudurnu'da
konakladığını anlatır.
Orhan Bey 1337 yılında İzmit'i aldıktan sonra,
etrafı tamamen Türk köyleriyle kuşatılmış Taraklı,
Göynük ve Mudurnu kalelerinin kesin fethi için
Süleyman Paşa'yı görevlendirir. Bu kaleler uzun
yıllar süren askeri ve ekonomik muhasaradan bunalmış
olduklarından, karsı koymaksızın teslim olurlar.
Süleyman Paşa yerli ahaliye iyi davranarak, arazi ve
mülklerini onlara bağışlar. Bu karar Orhan Bey
tarafından da onaylanır.
YÜKSELME DEVRİ
Yükselme döneminde Mudurnu eski önemini kaybetmekle
birlikte canlılığını korumaya devam eder. Yıldırım
Bayezıt şehzadeliği döneminde Mudurnu'ya bir camii
(Büyük Camii) ve bir hamam (Yıldırım Hamamı) inşa
ettirmiştir. 1402 Ankara savaşı sonrasında yaşanan
Fetret devrinde, Mudurnu civarı güvenli bir bölge
olarak görüldüğünden şehzadelere barınak olur.
Mehmet Çelebi, Mudurnu - Seben arasındaki yaylalarda
1000 kişilik ordusuyla otağ kurarak Moğol ordusundan
gizlenir ve güç toplar. Emir Süleyman, Mudurnu -
Göynük arasında bir kış mevsimi boyunca konaklayıp
İznik'e geçer. 2. Murat döneminde isyan eden Şehzade
Mustafa. İsfendiyar Beyi ile birleşip Mudurnu -
Taraklı civarına kadar ilerler. İsfendiyar Beyi'nin
Bolu'da yenilmesi üzerine Edirne'ye kaçar.
DURAKLAMA VE
GERİLEME DEVRİ
1650 yıllarında Mudurnu'ya gelen Evliya Çelebi
özetle Mudurnu'nun ; "yeniçeri ocağından sancak
payeli bir bey hükmünde tayin edilen 150 akçalık bir
kaza olduğunu. Belediye işlerine bakan bir Subaşı,
devlet işlerine bakan bir Kethüda - mahalli ve
askeri görevli Yeniçeri - Serdarı'nın varlığından
bahseder. 3000 konut. 17 mahalle, Yıldırım Camii ve
Medresesi, 1 Darülhadis. 13 çocuk mektebi. 3 han ve
hamam, 1100 iğneci tezgâhı ve dolabı olduğunu
söyler. Mudurnu yapımı iğne ve boduç (çamdan oyma su
kabı) ların Rum ülkesine ve Hint'e kadar
gönderildiğini, 10 arşın boyunda. 2 zira (180 cm )
eninde latif tahtalarının Akçaşehir ve İzmit
iskeleleri ile İstanbul'a ve başka diyarlara
gönderildiğini anlatır.
Duraklama ve Gerileme dönemlerindeki genel idari ve
ekonomik bozukluk. Mudurnu civarında da etkisini
gösterir. 1638 yıllarında Sakarya, Kocaeli, Mudurnu
bölgesinde Mehdilik iddiasıyla geniş taraftar
toplayan Şeyh Ahmet, Revan seferine giderken yöreden
geçen 4. Murat tarafından yakalanıp cezalandırılır.
1648 yıllarında 4. Mehmet'e karşı ayaklanan Gürcü
Abdünnebi Mudurnu dağlarında gizlenip köyleri talan
eder. Hükümet kuvvetlerince kovalanıp Karaman'da ele
geçirilerek cezalandırılır.
Celalî İsyanları döneminde de yörenin ormanlık
bölgelerine yerleşen asiler önemli geçitleri tutarak
kervanları soyup, civar köylülere zulüm ederler. Bu
asilerden Alişan adlı birinin basında olduğu çete
Mudurnu - Göynük - Düzce arasındaki köyleri haraca
bağlar. Bu dönem yöneticilerinin de halka ağır
vergiler yüklemesi sonucu, iki yönlü bunalan halk
dayanamayıp asi hareketlere girişir. Ünlü Köroğlu da
bu dönemde yaşar. Bu olaylar onucunda Bolu'da Sancak
beyliği idaresi kaldırılarak, Voyvodalık sistemi
kurulur. 2. Mahmut dönemine kadar devam eden bu
idare 1811 yılında mutasarrıflıkla son bulur. 1811 -
1865 yılları arası Ayanlık devridir. 1865 yılı
sonrasında bölge Kastamonu sancağına bağlanır.
Mudurnu daha sonra Cumhuriyet yönetiminin ilk
kazalarından biri olarak Bolu'ya Bağlanır.
SAMSA (Samsame)
ÇAVUŞ
Osmanlı Devletinin çekirdeğini oluşturan toprakların
fethinde, gönülden bağlı bir gazi olarak, Ertuğrul
Bey, Osman Bey, Orhan Bey emrinde savaşan Samsa
Çavuş 13. 14. yy. da yaşamıştır. Süleyman Şah oğlu
Ertuğrul Gazi'nin yetiştirdiği aşiret
kethüdalarındandır. Kayı boyunun Ankara-
Karacadağ'dan, Söğüt, Domaniç yöresine göç etmesi
ile birlikte. Samsa Çavuş da kalabalık aşireti ve
kardeşi Sülemiş (Sulamış) ile beraber önce İnegöl
yöresine yerleşir. Burada rahat edemeyip 1291 yılı
öncesinde Mudurnu civarına göç eder. Yerli halk ile
iyi geçinerek, yarı göçerlikten yerleşik hayata
yönelir.
Samsame (keskin kılıç) adıyla da anılan Samsa Çavuş,
Osman Bey ile fetihlere katılmanın yanı sıra, yarı
bağımsız olarak Bizans köy ve kalelerine baskınlar
düzenler ve yerli ahali üzerinde korku, saygı
uyandırır. Osman Gazi onun adına Yenişehir suyunun
Sakarya Irmağına döküldüğü yerde bir hisar yaptırır.
1310 Osmanlı devlet teşkilatında ve saray görevleri
arasında önemli bir unvan olan "Çavuş" rütbesini ilk
defa taşıyan Samsa Çavuş Osman Bey tarafından
Mudurnu - Göynük - İznik çevresine "Uç Beyi" olarak
atanır. 1317 yılında şehzade Orhan Bey ile birlikte
Marmara ve Karadeniz kıyılarına yönelen fetih
hareketlerine katılarak, İznik yakınındaki
Kara-Tekin kalesinin komutanlığım da üstlenir. Orhan
Gazi'nin Osmanlı Beyliği'nin basma geçtiği dönemden
sonraki tarihi belgelerde bahsi geçmeyen Samsa
Çavuş'un bu dönemde öldüğü kabul edilebilir. Meydan
Larousse'de Gemberüz köyünde. Samsa Çavuş
tarafından yaptırılan kare planlı, duvarları moloz
taşlarıyla örülü, iç duvarları horasan sıvalı bir
camii, yanında 10 x 10 m boyutlarında bir hamam ve
buraya km uzaklıkta Hacımusalar köyünde ahşap bir
türbe içinde Samsa Çavuş mezarı kalıntıları
mevcuttur." bilgileri yer almakla beraber bu ahşap
türbe Hacımusalar köyünde değil eski adiyle Kuzören,
yeni adıyla Samsaçavuş köyündedir. Esasen bu iki köy
birbirine tamamen bitişiktir.
KURTULUŞ SAVAŞI
DÖNEMİ

30
Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında
Anadolu siyasal, sosyal ve ekonomik açıdan bir kaosa
itilmişti. Orduların terhis edilmesi, önemli
bölgelerin işgali, bu bölgelerden kaçan
insanlarımız, harp içinde türeyen eşkıyalar,
azınlıkların tavrı sosyal bunalımı yükselten
etkenlerdi. Üretimin düşmesi, kıtlık ve açlık
ekonomik sıkıntıyı arttırıyordu.
Böyle bir ortamda, Ankara'da T.B.M.M.'ni açma ve
Kuva-yi Milliye'yi örgütleme çalışmaları ülkenin tek
ışığı olmuştu. İtilaf devletleri Ankara'da doğmakta
olan umut ışığını karartmak için Marmara'nın
güneyinde ve doğusunda iç karışıklıklar çıkarma
gayretine girdiler. Anzavur isyanı, Balıkesir. Bursa
civarında yayıldı. Şeyhülislam Dürrizade'nin
imzaladığı milli mücadele karşıtı fetvalar İngiliz
uçaklarıyla Bolu, Düzce, civarına dağıtıldı.
Adapazarı, Mudurnu, Nallıhan civarına dağıtıldı. 7
Şubat 1919'da 4 İngiliz subayı ve bir Ermeni
papazdan oluşan kışkırtıcı heyet, Bolu - Mudurnu -
Taraklı dolaylarında milli mücadele aleyhinde
propaganda yapıp "Peyam-ı Sabah ve Alemdar" adlı
gazeteleri dağıttılar. Bolu Mutasarrıf ı Osman
Kadri'nin Kuvay-i Milliye'yi Bolşeviklik ile
suçlayan beyannameleri köylere kadar ulaştırıldı.
İzmit mutasarrıfı İbrahim ise Adapazarı havalesinde
150 TL maaşla isyancı yazımına girişti. Saraydan
çıkarları olan bazı etnik gruplar ise vaatler ile
kandırılarak isyanın içine çekildiler.
Mevcut gelişimin farkında olan Mudurnu'lu aydınlar
30 Mayıs 1919'da Redd-i İlhak Cemiyeti'ni. 20 Ekim
1919'da da Mudurnu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni
kurdular. Hakkı Durukan'ın başkanı olduğu cemiyetin
kurucuları arasında Selim Sarıbay, Fuat Armutçu,
Besim ve Ubeydullah Doğulu, Binbaşı Şevki Bey,
Yüzbaşı Muharrem, Sabri Karaçayır, Hilmi ve Salih
Zeki Beyler vardı.
İstanbul'un görevlendirdiği Şeyh Anzavur, Anzak
Ahmet, Süleyman Şefik Paşa. Suphi Paşa, Binbaşı
Hayri gibi elebaşları öncülüğünde 9 Nisan 1920'de
Adapazarı - Hendek, 13 Nisan'da Düzce - Bolu, 19
Nisan'da Nallıhan ve Çayırhan T.B.M.M. ne karsı
ayaklandı. Dört bir yandan isyan ateşi arasında
kalan Mudurnu'ya yönelen asiler, yağma ve talan
hevesindeki civar köylüleri de yanlarına alarak 21
Nisan 1920'de şehri bastılar. Hükümet konağına
girerek Kaymakam Naili Bey ve Savcı Salih Zeki Bey'i
esir ettiler. Bölge direniş komutanı Kuşçu Eşref,
Binbaşı Şevki Bey, Yüzbaşı Hilmi Bey öncülüğünde
şehri savunmaya çalışan yerel milli kuvvetlerin
yardımına 4 Mayıs 1920'de Çolak İbrahim Bey
kuvvetleri yetişti ve isyancılar dağıtıldı. Büyük
Camii İmamı Filibeli Tevfik Hoca ve Binbaşı Şevki
Bey öncülüğünde Beşkavak mevkiinde büyük bir miting
düzenlendi. Burada T.B.M.M. beyannamesi okunarak,
halkın Milli Mücadeleye katılması, isyancılara
inanmaması telkini yapıldı. Halk üzerinde derin bir
etkisi olan Filibeli Tevfik Hoca daha sonra 8
Haziran 1920'de bölgedeki asilere nasihat için
Düzce'ye de gitti.
Marmara'nın doğusunda çıkarılan isyanların ortasında
kalan Mudurnu'nun stratejik önemini gören Milli
Kuvvetler yöreye kuvvet yığmaya başladılar. Çerkez
Ethem emrindeki bazı birlikler, Kaymakam Arif Bey
Müfrezesi, Demirci Efe, Binbaşı Nazım Bey ve Refet
Paşa Bolu yönüne; Geyve yönüne ise Ali Fuat Paşa
kuvvetleri gönderildi. Bu toparlanmayı sezen Bolu -
Düzce isyancıları 13 Mayıs 1920'de büyük kuvvetlerle
tekrar Mudurnu üzerine yürüdüler. Birinci isyan
girişiminde Kuva-yi inzibatiyecilerin gerçek yüzünü
gören şehir halkı. Bolu Mutasarrıfı Osman Bey,
Düzce'li Koç ve Ali Bey'ler komutasındaki
isyancılara karşı millî güçlerle birleşip şehre
asileri sokmadılar. 13.14.15 Mayıs 1920 günleri tüm
şiddetiyle devam eden çatışmalara Nallıhan üzerinden
gelen Nazım Bey emrindeki 500 kişilik Milli Efe
kuvvetleri de katılınca asiler bozguna uğradı. Bunu
müteakip Sarıklı Necati Bey emrindeki 500 kişilik
Milli kuvvetler. 11. Fırka Kumandanı Arif Bey
müfrezesi ve 20 Mayıs 1920'de General Refet Paşa
kuvvetleri şehre girdiler. Refet Paşa hükümet konağı
balkonundan halka hitap ederek coşkun tezahürat ve
alkışlarla karşılandı. Diğer taraftan Mudurnu'nun
kuzeyinde, önceden asilerin eline düşen Trabzon
mebusları Hüsrev ve Osman Beyler kurtarıldılar.
Asilerin esir edilen elebaşlarından 6 kişi idam
edildi. Bunlar arasında Binbaşı Kemal, Anzavur'un
jandarma kumandanı emekli bir yüzbaşı ve
isyancıların elebaşlarından Ermeni Komitacısı
Siranik bulunuyordu.
24
Ekim 1920'de Mustafa Kemal, Mudurnu balkının Milli
Kuvvetlere karşı gösterdiği bağlılık ve vatanperver
duygulara teşekkür eden bir telgraf gönderdi. Bu
telgraf belediye binası önünde tüm halka okundu ve
halk milli mücadele ve bağlılık gösterileri yaptı.
Batı cephesinde Yunanlılar'a karşı yapılan l. ve 2.
İnönü, Sakarya savaşlar ve Büyük Taarruz öncesinde
Mudurnu önemli bir cephane ve asker nakil yol
olmanın yanı sıra yüzlerce gencini de cephelere
göndermiştir. Batı ve Adana cephelerine asker
yazımının başladığı ilk şehirlerden birisi Mudurnu
olmuştur, 2.İnönü savaşı sonrasında Mudurnu'dan
geçen Kazım Özalp halkın "Her hizmet ve fedakârlık
lazımsa ifaya hazırız" dediğini ve zaferi coşkun
şenliklerle kutladığını anlatır. Sakarya Muharebesi
öncesinde İzmit bölgesinden güneye kaydırılan ve
doğudan gelen askeri birliklerin ve cephanenin
Eskişehir- Afyon hattına geçişinde Mudurnu-Nallıhan
gibi kazalardaki halkın, Milli Kuvvetlere her türlü
yardımı yapmak için faaliyet gösterdiğini ve bu
vatanperverliği şükranla görüp takdir ve teşvik
ettiklerini K. Özalp belirtir.

|